Warning: Parameter 3 to botRokZoom() expected to be a reference, value given in /home/sakinnet/public_html/libraries/joomla/event/dispatcher.php on line 136
PARANOYAK

Bu yazı 2080. kez sizin tarafınızdan okunuyor.

IWIW megosztásStartlap kedvenchezGoogle könyvjelzőLink megosztása: Del.icio.usTwitterAjánlás a linkter.hu-raAjánlás a vipstart.hu-raFacebookDiggAjánlom a GururaBlogtér ajánlás
(2 oy, ortalama 5.00 de 5)
Köşe Yazıları - Köşe Yazılarım
Yazar Administrator   
Çarşamba, 07 Temmuz 2010 22:30

Bilirim, bir ben bilirim; karın beni üşütmek, yağmurun beni ıslatmak, dolunun da beni yaralamak için yağdığını. Gördüm; beni ısırmak için köpeklerin havladıklarını, yılanların uçtuğunu, yarasaların vampirlere dönüştüğünü.

Gökyüzü beni korkutmak için şaklatıyor kırbacını. Ya güneşe ne demeli? Ah o hain güneş, gündüzleri tenimi yakar, geceleri sırf ben uyuyayım da rüyama karabasanlar girsin diye kaybolur ortalıktan. Taşırken yorulayım diye kalın yapılmıştır kitaplar. Öğretmenler beni sınıfta bırakmak için soru sorar, sınav yapar. Ezberlediklerimi kullanamayayım diye değişir her yıl müfredat. Arkadaşlarım hata yaptığımda, bir daha tahtaya kalkmayayım diye gülerler bana. Dışarı çıkıp gezmeyeyim diye çok ödev verir öğretmenler. Az oynayayım diye kısa yapılmıştır teneffüsler ve upuzundur dersler. Çalışmadığım yerden sözlü olurum hep. Ödevlerimi yapamayayım diye kesilir sular. Fazla hareket etmemem içindir o kaba saba masa ve sıralar. Üzerine salıncak kurmayayım diye kesilir ağaçlar. Uçurtmam uçmasın diye vazgeçer rüzgâr esmekten.

Şehir ruhumu sıkmak için devamlı büyür. Gideceğim yere ulaşamayayım diye uzun yapılmıştır yollar. Hele dilenciler. Hele dilenciler sadece ben vicdan azabı çekeyim diye mendil açarlar yollarda. Fenerbahçe, üzüleyim diye Türkiye Kupası’nı almaz.

Şarkılar ben duyayım diye her yerde çalınır. Şarkılar bana kaybettiklerimi hatırlatıyor çünkü. Ne kadar çok şey kaybetmişim meğer: Daha çok küçükken istediğim kadar kırlarda dolaşmayı, bağ bozumu zamanında bağda yatmayı, yırtık pırtık elbiselerle dolaşma özgürlüğünü, utanmadan, sıkılmadan hesapsızca konuşmayı, sabahtan akşama kadar top oynamayı, saatlerce gökyüzüne bakmayı, damda geceleri yıldız saymayı ve onları sahiplenmeyi, yetiştirilecek bir iş kaygısı olmadan, yarını hesaplamadan güzel bir uyku çekmeyi………. Bütün bunları aslında yan cebime koymuştum. Tekrar yaparım diye ama cebim delikmiş, hepsi hayallerim gibi sağa sola saçıldı. Şimdi ben yukarıda saydığım bunca güzel şeylerin peşindeyim.

Einstein amca zaman makinesine binip geçmişe gitmeyeyim diye erken öldü. Zaman makinesini icat etseydi onu da –tabi isterse- götürürdüm köyümüze. Hatta onu mahalleler arası, gazozuna maç yaptığımız oyunda kaleci bile yapardım ve şemburek yapardı annem, yerdik beraber. Saçını da traş makinesi olan komşumuza kestirirdik. Yazık çünkü saçları çok dağınık ve kirli gözüküyor. Kısacası o gitti ama ben umudumu halen yitirmedim öylece bekliyorum yol başında, gelip geçenlere soruyorum onu gören var mı diye. Sahi siz onu veya en azından kaybettiklerimden birini gördünüz mü hiç? Mesela oynarken öttürdüğüm bilyelerimi, yok mu? hadi bundan da vazgeçtim ya bilye oynayan çocukları…..Onları bir yerlerde oyalanırken görürseniz lütfen beklediğimi söyleyin.

 




Yeni Haberler:
Eski Haberler:

  JP-Bookmark