Warning: Parameter 3 to botRokZoom() expected to be a reference, value given in /home/sakinnet/public_html/libraries/joomla/event/dispatcher.php on line 136
Test ve Tost Arası Eğitim

Bu yazı 2411. kez sizin tarafınızdan okunuyor.

IWIW megosztásStartlap kedvenchezGoogle könyvjelzőLink megosztása: Del.icio.usTwitterAjánlás a linkter.hu-raAjánlás a vipstart.hu-raFacebookDiggAjánlom a GururaBlogtér ajánlás
(3 oy, ortalama 5.00 de 5)
Köşe Yazıları - Köşe Yazılarım
Yazar Administrator   
Cumartesi, 26 Haziran 2010 00:23

testtostÖncelikle test tekniğine körü körüne karşı olmadığımı belirteyim. Kalabalıkları güya adil bir şekilde eleyebilmek için bundan âlâ bir yol bulunamazdı herhalde! Fakat test tekniğini üretenler de, kullanmak zorunda kalanlar(!) da bu tekniğin uygulama alanı kadar açmaz açısından da zenginliğinin farkındalar.

Test tekniği insan yetiştirmez. Bir eğitim programı/ sistemi, öğretim stratejisi vs değildir. Testlerin zaten düşünce açıklama becerisi ölçtüğü dünyanın hiç bir yerinde iddia edilmemiştir. Test tekniği aslında modern zamanların en önemli ayıracı olmakla birlikte, her şeyin kısa yolunun çıktığı günümüzde, yine kısacık vakitlere sıkıştırarak -illa ki ellerine birer şişe su verip- katılmak zorunda kaldıkları sınavlarda insanların suyunu, 'imtihan'ın cılkını çıkaran vazgeçilmez bir araçtır. İnsan yerine grupları muhatap alır. Dolayısıyla yetiştirmeye değil, elemeye çabalar. Yani öğrencinin önüne dört seçenek koyarsınız, üçünü ele birini seç dersiniz. Öğrenci üç seçeneği eler birini seçer ve geleceğine dinamiti koyar.

 

Her yıl binlerce okul birincisi sınavlarda başarısız oluyor. Bir şey bilmediklerinden değil elbette. 'Uydum kalabalığa' diyerek sınava uygun çalışmadıkları için olsa gerek bu başarısızlık. Test tekniğine uyum sağlayamama, hızlı olamama gibi olumsuzluklar(!) yüzünden başarısız oluyorlar.

Her gün belirli miktarda soru çözmezseniz formdan düşebilirsiniz. Soru çözmek sizde bir alışkanlık haline gelmezse kimse kaldıramaz sizi düştüğünüz yerden. Konuları çok iyi bilmek sınavda başarı için yeterli değildir. Test hızınızı ancak bol soru çözerek artırabilirsiniz. Artık, yemek ve su kadar aziz olmasa da gereklidir başarı (!) için...

Seçimlerde nasıl ki ayyaşın oyu ile âlimin oyu birdir. Sınavlarda da soruların değeri aynıdır çoğu zaman. Yani zora da talip olsanız, kolaya da kaçsanız değişen bir şey olmaz. Tabi artık teknolojinin ilerlemesiyle test değerlendirme sistemleri de gelişti. Az kişinin yapabildiği zor bir soruyu yapmışsanız bu size artı puan kazandırır. Herkesin yaptığı soruları yapanlara az puan vererek biraz göze girse de, bir çöp gibi girdiği için esaslı bir anlam ifade etmez bu. Bidayette herkes bir umutla yüklenir sorulara; ama müşkül sual değil, mebzul sual yapan kazanır nihayette.

Test tekniğinin klişeleşmiş bir açıklaması ve açmazı da şudur: Mümkün olan en kısa zamanda yapabildiğiniz kadar çok soru yapmak... Yani azamî hıza ulaşmak...

Dinini, peygamberini, kitabını sorsalar; 'acaba yine mi şaşırtma taktiği uyguluyorlar' diye doğru bildiğinizden şaşar, yanlış şıkkı işaretleyiverirsiniz maazallah! Öte yandan cevap şıklarından kendi görüşünüze uyanı değil, soruda istenen doğru cevabı bulmanız gerekir. Bununla da inatlaşmamak lazım!

Ben de biliyorum, bütün gün seçenekleri okuyup içlerinden doğru olanı aramanın ne kadar bunaltılı ve bulantılı bir şey olduğunu. Dört okuyup bir yazmak varken, dört yanlıştan sıyrılıp bir doğruya ulaşma mecburiyeti, başkalarının çeldiricilerinden kurtulup yine başkalarının doğrusunu bulmaya çalışmak... Bilirim, kimsenin hoşuna gitmez.

Uygulanan sınavların sayısı yirmiyi geçti herhalde. Ehliyet, kalfalık, ustalık gibi sınavları da sayarsak işin fecaati daha iyi anlaşılır. Piyasada o kadar çok kaynak var ki, acaba hangisi 'gerçek sınav'a daha yakın diye hepsini denemenizi tavsiye ederler. Bir işin piyasası varsa, dönen dolapları da olduğu akıldan çıkarılmamalı.

İnsanımızı paranoyak hale getiriyor bu sınavlar. Sınava hazırlanıyorsa arkadaşınız, dokunmayacaksınız ona. Sınava kadar kimseyle görüşmeyenler var. Evdeki internet bağlantısını iptal ettiren, telefonuna kontör almayan, ailesiyle ve arkadaşlarıyla sıkı sıkı pazarlık yapıp sınava kadar 'müsaade' isteyen, üzülerek söylüyorum ki bu sıkı pazarlık sonucu sıkı arkadaşlıklarını gevşetenler var. Her şeyi sınavdan sonraya erteleyenler, -bir de başarısız oldularsa- çoğu güzel şeyi es geçtiklerine esef ederler.

Bir güzelliği(!) şu olabilir: Dershanelerin deneme sınavlarına bakarak o dönemin popülaritesini, gündemini meşgul eden olayları görebiliriz. Nasıl ki edebî eserler yazıldığı dönem hakkında birçok bilgi veriyorsa, hazırlanan sorular da kendi dönemlerinin gündemi hakkında çokça malumatı barındırır.

Test hazırlamak meşakkatli bir iş... Uygulaması kolay ve ayırıcılık indisi yüksek olduğu için kullanışlı oluyor. Uygulayanlar açısından mevcut olan bu kolaylık, tâbi tutulanlar açısından seneler süren bir işkenceye dönüşebiliyor.

Albert Camus'ye göre 'gazete okuyan ve üreyen' modern insanın modern çocuğu da sıkıştırıldığı mengenede mecbur kalıyor bu işkenceye.

Camus'ye bir ek yapacak olursak, bu muhakkak 'modern insan sınava girer' olurdu.

Bir ev düşünün... Modern insan dedik ya, ailesi de dört kişiden oluşsun: Baba ALES' e, anne KPSS' ye, oğlan ÖSS' ye, kız da SBS' ye hazırlansın.  (Anne ve babayı saymazsak diğer iki durum her evde mevcuttur artık.) Salondaki eşyaların üzerinde sınava hazırlık kitapları, mutfakta da bir tost makinesiyle bir meyve sıkacağı... İç meyve suyunu, ye tostu, çöz testi!!! Maalesef, durum budur.

Ramazan SAKİN

Eğitimci Yazar




Yeni Haberler:
Eski Haberler:

  JP-Bookmark