Warning: Parameter 3 to botRokZoom() expected to be a reference, value given in /home/sakinnet/public_html/libraries/joomla/event/dispatcher.php on line 136
Sen ve Ben (Akrep ve Yelkovan)

Bu yazı 3326. kez sizin tarafınızdan okunuyor.

IWIW megosztásStartlap kedvenchezGoogle könyvjelzőLink megosztása: Del.icio.usTwitterAjánlás a linkter.hu-raAjánlás a vipstart.hu-raFacebookDiggAjánlom a GururaBlogtér ajánlás
(4 oy, ortalama 5.00 de 5)
Yürek Esintileri - Yüreğimden Dökülenler
Yazar Ramazan SAKİN   
Çarşamba, 18 Ağustos 2010 00:01

akrepveyelkovan

Mevsim hazandı ve günlerden pazardı
Tam karşımdaki masada oturuyordun.
Yanımdakiler durmaksızın bir şeyler anlatıyorlardı bana.
Yaşadıkları yalan aşklardan, günlük anlamsız koşuşturmalardan
İlgimi toplayıp onları dinleyemiyordum…
Buğulu gözlerin sağa sola kayıyor,
Sonra dalıp gidiyordun öylece denizin maviliğine
Ara sıra şöyle derin bir nefes alıp içini çekiyordun.
O gün bambaşkaydın. Bambaşka bir hava esiyordu etrafında.
Bambaşka, tarifsiz bir sihirle çepeçevre kuşatılmış gibiydin.
İşte o an, buğulu gözlerin benden yana çevrildiler.
Bakışlarım bakışlarına kenetlenmişti.
Gözlerim buğulu gözlerine hapsolmuştu adeta
Bu çekim alanından kendimi kurtarmak istiyor
Ama tutsak gözlerime sözümü geçiremiyordum.
Bir hipnoz, bir büyü ya da daha öte bir gizli güç…
Sonrası sonsuzluk olan…
Bir yıldırım düşmesi ya da bir okulun teneffüs zili,
Zamansız öten bir tren düdüğü fark eder mi,
Bir tanesi sonlandırmıştı bu yoğunluğu.
Kalkıp ayrı kapılara yönelmiştik.
Ayrı kapılara ve ayrı dünyalara akıp gitmiştik
Bizim seçimimizdi farklı yolları seçmek…
Bizim seçimimizdi konuşmadan anlaşmak…
Böyle olması gerektiğine inanıyorduk.
Böyle olmalıydı…
Yalana ne gerek!…
Buna mecburduk!
Belki farklı zamanlarda göz açışımızdan hayata,
Belki yanlış bir yerde bakışlarımızın kesişmesinden,
Belki yanlış zamanda bakışlarımızın kesişmesinden,
Belki diğerlerinin bizden güçlü olduğunu bilmektendi vuslatsızlık…
Düpedüz korkuyordun.
Titriyordun ve buğulu gözlerini kaçırıyordun
Ondandı benim kekeleyişlerim,
Ondandı senin her daim mahcup edan…
Bağlanmıştım sana ama günahtı birleşmemiz.
Yasaklıydın, ayıptı senle olmamız
Bağlanmıştım ama gölgesi olamıyorduk birbirimizin.
Teğet geçiyordu siluetlerimiz.
Yasaktı.
İmkânsızdı.
Nasıl ki akreple yelkovan el ele verip uzaklaşamazlarsa bu diyarlardan,
Mecburiyet varsa, canlarının bir köşesi mızrakla delinmiş ve bağlanmışken birbirlerine,
Yine de kavuşamıyorlarsa; öyle bir şeydi sana hissettiklerim…
Karanlık gecelerde yalnızca seslerimiz buluşabiliyordu kuytularda,
Biz refakat edemiyorduk onlara.
Ben umudun şarkısını mırıldanıyordum,
Sen imkânsızlığın…
Cesur olan bendim galiba.
Sen kaçtıkça ben kovalıyordum Kafdağına doğru
Sen söndürdükçe, ben küllerinden doğuruyordum ümit kıvılcımlarını…
Sen tekrar tekrar söndürüyordun sonra onları.
Ateşten korkuyordun.
Kim bilir belki de ateşimden korkuyordun!
Ortaçağdaki hapishanelerin yahut mahzenlerdeki zindanların duvarlarını süsleyen,
Görkemli lakin ürkütücü meşalelere benzetiyordun ateşimi.
Ateşi içinde hissetmenin, prangalara vurulmak,
Dahası linç edilmek anlamına geldiğini biliyordun.
Oysa prangalara da vurulsak, umudu var edebilirdik doğan yeni günlerde…
Sevmenin suç olmadığı, esaret gerektirmediği ülkeleri de yazıyordu kitaplar.
Kitaplar ki sayfalarca okuduğum,
Adındaki harflerin mükemmelliğini ve tılsımını çözmeye çalıştığım yegâne kaynakçam…
Razıydım ben prangalara da, tutsaklığa da, giyotine de…
Ya da bir ömür boyu kaçak hayatı sürmeye razıydım;
Her daim o diğerlerinin baskısını ve soluğunu hissetmek pahasına omzumda…
Kaçsak, belki bulabilirdik cenneti.
Belki takip etsek o beyaz kuşları, erebilirdik huzura…
Uykusuzluğu, şarkıları, şairin bahsettiği mecburluğu,
Acı kahveleri, mimozaları, "yeşili" ya da rüyaları paylaşabilirdik,
Buna benim kadar inansaydın…
Ama yenememiştin bir türlü gelecek kaygısını,
Gölgelerimizin uymadığını söyleyenlerin sözlerine kulak tıkayamamıştın
Ve vazgeçememiştin gözlerini kaçırmaktan…
Ben seni hiç özleyememiştim yahut çıldırmıştım özlemekten...
Fark ettiysen "elveda" dememiştim sana.
Çünkü yelkovanla akrep ayrılamazdı birbirinden…
Yelkovan uzaklaştığını sana dursun,
Volta atmaktan ötesini yapamazdı akrebin etrafında.
Ve sevgi, geçmişe ışık tutmaktansa, gelecekle ilgilenirdi.
Yelkovan bir bunu bilemedi…
Oysa akrebin tek istediği, yelkovanın
"Belki yine gelirim" demeyeceği bir gelecekti…
Çünkü yelkovan, er geç gelecekti…




Eski Haberler:

  JP-Bookmark