Warning: Parameter 3 to botRokZoom() expected to be a reference, value given in /home/sakinnet/public_html/libraries/joomla/event/dispatcher.php on line 136
HİÇ DE HOŞ GELMEDİN, YABANCI!

Bu yazı 2249. kez sizin tarafınızdan okunuyor.

IWIW megosztásStartlap kedvenchezGoogle könyvjelzőLink megosztása: Del.icio.usTwitterAjánlás a linkter.hu-raAjánlás a vipstart.hu-raFacebookDiggAjánlom a GururaBlogtér ajánlás
(1 oy, ortalama 5.00 de 5)
Hayata Dair - Hayata Dair
Yazar Administrator   
Perşembe, 01 Temmuz 2010 12:25

Toplum olarak gerçekten misafirperveriz. Kapımız bir çalmaya görsün, güler yüzle bir hoş geldiniz der, bütün maharetimizi şeker şerbet bir muhabbetle ikram ederiz. Misafire hayır demiyoruz, yanlış anlaşılmasın, biz dersimizi “ne olursan ol gel” diyen Mevlana’dan almışız, kapımız herkese açıktır. Ama bazen işin dozunu kaçırıp kendimizi misafire benzetmeye çalışıyoruz. Birazcık kararlı olsak kendimizden asla ödün vermeyiz. Gidene eyvallah da demeyiz eminim. Fikirlerini önemser, en azından oturup dinleme nezaketini gösteririz. Ama biz misafirliğin ne olduğunu tam kavrayamadık kanımca, bu kanıya nerden vardın kardeşim diye sorabilirsiniz. Yazmayı hayat tarzı haline getiren insanların icraatlarını görünce biraz içim burkuldu açıkçası. Şu anki yazdıklarım köşe yazısı değil, birilerine çuvaldız batırmak için de kaleme alınmadı. Sadece duygu ve düşüncelerini yazarak ifade edememeyi seven, kırık dökük bir iki cümle kurmanın heyecanını duyan birinin kâğıt kalemle acemi dansı diyelim.

Konunun dağılmaması için yazıma Bernard Shaw’un güzel bir sözüyle atıfta bulunayım: Diyor ki Shaw: Akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının da akıllarını kullanır.” Ciddi manada katılıyorum. Akıllıyız, bazen aklımızı iyi kullanıyoruz, ama başkalarının aklını kullanmaya gelince işler değişiyor. Kendi aklımızı bertaraf edip başkalarının akıllarına müptela oluyoruz. Kendimizi, doğrularımızı, kültürümüzü kısacası akıl taşlarımızı yol ortasında bırakıp yeni akılları köşe taşı olarak kabul ediyoruz. Buraya kadar yazılanlardan iyi bir tartışma çıkar diye düşünüyorum ya da argüman falan mı desem acaba. Daldan dala diyerek bir zamanların moda repliklerini kullanmadan olmaz tabi.. Size acemi olduğumu söylemiştim. Yine sevgili partnerimin ayağına bastım sorry yani!

Buraya kadar size yazıyla ilgili iki-üç ipucu verdim bile, daha doğrusu yazıma misafir ettim. Buyurun deyip, çokbilmişlik taslayıp, yabancı diyarlardan gelip yazıma misafir olma şerefini lütfeden kelimeleri gayet güzel farkına vararak kullandım. Kavga, tartışma kelimeleri dilime ağır geldi argüman dedim; eş de neymiş ya güzelim partner dururken. Eş daha kısa bir kelime ama işin ucunda havam var, entelektüelim ya:( ((pardon ya akıllıyım diyecektim. Sonra özür dilemek hiç bu kadar kolay olmamıştı herhalde. Özür dilerim’ in mahcubiyetini biraz silip işin içine biraz da mizah katarak sorry dedim ya yetmiştir diye düşünüyorum. Dilimize misafir edip ev sahibi olma derecesine yükselten vatandaşlarımızın da kulakları çınlasın diyelim…

Benim gibi sıradan bir insan bile yazının bu kısmına gelene kadar kim bilir kaç yabancı misafire buyur etti. Ya ciddi iş yaptığını düşünen şahıslardan, kurum ve kuruluşlardan, ekranlara çıkıp vatansever tavır takınanlardan bu misafirperverliği görmek, işte en acı olan da bu sanırım. Kültürüyle, tarihiyle diliyle her şeyiyle çok zenginiz, bunu gurur yapıp her yerde de övünürüz. Dilimiz yozlaştığından yakınan bir program izlerken, nasıl da coşar, “helal olsun be ne de doğru konuşuyo” deriz. Peki aynı kanalın haber programında alt yazı olarak geçen bir haber, durumun ne kadar trajik ve yapay olduğunu gösterirse. Ben çok incindiğimi ve hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Alt başlık şöyle diyor: “Uzak doğu ülkelerine yapılan kısa vizitler…” Bu haberi ilk gördüğümde uzun bir süre vizit kelimesinin ne olduğunu bulmaya çalıştım, bunu dil öğrenen ve öğretmeye çalışan biri olarak yaparken inanın çok zorlandım. Meğer bu vizit bizim İngilizce deki “visit”miş. Oooo sayın yabancı misafirim hiç de hoş gelmedin kulağıma ama, ne diyelim hoş geldin ya, ne de fiyakalı duruyorsun, bak bu haber kesin izlenir işte. Ne zaman aldık seni dilimize bilmiyorum, iyi tamam da ev sahibi “ziyaret” nereye gitti? Çok uzun diye kırptık biraz herhalde.

Sanal dünyanın gerçekleri bile çok samimiyetsiz geliyor bana. Durumu çaktıktan sonraki iç huzursuzluğumu anlatamam. Yabancı kelimeleri çok misafir ettik farkındayım, train den treni, detergent den deterjanı, problem’dan problemi, communication’dan komünikasyonu ve daha neleri. Artık okuduğum yazılar, kulağıma takılan uzun karmaşık cümleler beni anlamından çok şekilleri incelemem konusunda tetikliyor. Ben istemesem de artık şüpheli gözlerim satırların üzerinde hiç de masum dolaşmıyor.

Bu yazıyı yazmak da geçenlerde bir mecmuada okuduğum haberin üzerine ilham edildi diyelim. Kıbrıslı Türkler deklarasyondan… diye başlıyor. Yine misafir, yine misafir… Declaration kelimesi nasılda süslenip gelmiş bizim dilin zengin saraylarına… Ha bu arada “bildirge”yi dışarı gönderdik yine. Ne yapalım makûs kader. Bu cümleden sonra okuyacağınız cümleyi yazmak bayağı zamanımı aldı desem inanır mısınız? Sebebini cümleyi okuyun öyle söyleyeyim. Tarihi televizyon ekranlarından takip ede ede kalenin içten fethedildiğini unutmuşuz tabii. Evveeet televizyon neydi pardon? Öyle benimsemişiz ki; televizyon yerine kullanacak kelime bile bulamadım. Belki vardır da ben bilmiyorum ya da bize mizahi geliyor Türkçeleri. Otobüsün “çok otugaçlı götürgeç” olduğunu duyduğumda gülmüştüm. Şimdi ise güldüğüme gülüyorum. Çünkü ben orda çözümlere gülerken kapı açık kalmış da giren girmiş sarayımıza. Artık takip edemiyoruz giren çıkanı, maalesef çıkan da bizden oluyor hep.

Deklarasyonun acısı biraz hafifledi derken kulağıma yine bir alanında uzman (!) şahsın söyledikleri takılıyor. Cümlenin hepsini hatırlamıyorum ama duyduğum misafiri hatırlıyorum sadece “enformasyon”. Ekranda bilgin görünen insan bana çok acınası göründü birden. Şimdi yazılı düşünüyorum, fikrimi izah edeyim:

1) Bence biz zoru seviyoruz, yoksa bunun başka iyimser bir açıklaması olamaz. “Enformasyon” demek mi, yoksa “bilgi” demek mi daha kolay. Ama kabul etmek gerekir ki havamız var ya, enformasyon falan.

2) Biz tıp dünyasını feci halde kıskanıyoruz. Terimler kullanıyorlar, biz anlamıyoruz ve şöyle bakakalıyoruz ya yüzlerine şaşkın şaşkın. “Şu doktorlar çok zeki canım, pek anlamasam da terimlerle danslarını izlemek bile güzel.” Bizim uzmanımızda bilgi yerinde enformasyon deyince bizde ekranın karşısında kalakaldık tabi. “Cidden önemli biri kardeşim, baksana benim anlamadığım kelimeleri kullanıyor. Okumuş, görmüş geçirmiş biri herhalde.”

Bu cümleleri duymak motive ediyor olsa gerek ki biz ha bire yenilerine davetiye gönderiyoruz. Onlarsa gelmeye hazır zaten. Taviz taviz üstüne. Misafirlerimizin ardı arkası kesilmiyor. Bence bir süre sonra dil öğrenme ihtiyacı hissetmeden yabancı bir ülkeye gittiğimizde rahatlıkla iletişim kurabileceğiz. Kullandığımız kelimeler çoktan yabancı diyarlara yar olmuş ne yazık ki. Bu arada sevgili dil öğretmenlerimiz de kendilerine alternatif iş bulma konusunda çalışmalara başlasınlar. Ne de olsa size ihtiyaç yoksa siz de yoksunuz, Belli olmaz, bizi de “vurun kelleyi” diyerek mesleğimizden hayat-ı terhis edebilirler, benden söylemesi...




Yeni Haberler:
Eski Haberler:

  JP-Bookmark